Yığın…
Sızı…
Kör duvar seremonileri…
Çıplak bir temassızlık...
Durmadan artan baş ağrıları...
İp örgüsüne sığdırılmış kısacık bir nefes...
Bu mu?
Bu mu yetindiğim haz?
Bu mu kıvrımlarının her zerresinde hissettiğim yok oluş dramı?
Çiğniyorum yanaklarımı,acısını hissetmiyorum...
Hiçbir şeyin acısı yok artık içimde,çünkü ta kendisi olup çıkmışım...
Pervasız oluşumların gölgesinde bir çiçek tutuşturmuşlar elime,bakakalmışım...
Kıvrım kıvrım kırılıp dalmışım yapraklarına…
Sıçradığım yatağımda şimdi, o kıskıvrak yakalandığım sert dokunuşların anısına bir kez daha Patlatmışım ışığını durumsuzluğumun...
Sonsuza vurmuş kapılarımın ardı yok!
Benim bildiği mi sen bilmiyorsun,kimse bilmiyor...
Ben varlığımın nedenini bile sorgulamazken sizler gibi,
Yokluğu giyinmeye hazırlanıyorum şimdi...
Senin bildiklerin de çok ama bana faydası yok...
Uzatmaya da gerek yok...
Herşeyi gereksiz görme hali işte,anlayana bilmem ne,anlamayana bilmem ne!!!
Git...
Gidiyorum...
Gidin...
Gittim...
Arrivederci !!!
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder